16 Şubat 2020 Pazar

ZİHNİMDE KALANLAR

22 dk.
o nun hikayesi sayfa 2
23 Mart 2012 Cuma, 17:19 itibariyle Ali Müfit Çetingül tarafından eklendi.
dinleyenlerden biri de benim her zamanki gibi.
Beni kendi okulunda okutmayacak kadarda prensip sahibi o cumarteside her cumartesi olduğu gibi bende anlatılan değişik öyküleri dinliyorum . kurtuluş orduları afyondan İzmire doğru taarruza geçmişler bozulan yunan ordusu batıya doğru geri çekilmektedir. yer eskilerin kasaba dedikleri Turgutlu babam büyük bir heyecanla anlatıyor .
‘ Babamı hiç görmedim beni benden 6 yaş büyük olan ablam büyüttü 3 aylıkken kaybetmişim onu yani kısacası baba kavramını hiç bilmeden yaşadım. Babam babamı hiç görmedim derken gözleri konuyu anlattığı öğrencilere sizler ne mutlu şeylersiniz. Anne ve babalarınız adeta üstünüze titriyor derken adeta bende aynı gururu duyardım babam beni büyük ağabeyimi uyurken gözleri yaşlı severken çok uyandığımız olurdu .
Yunanlıların Turgutlu ya yaklaştığı haberini alan büyükler gelinlik çağındaki kızlarla birlikte amcasının kızının saclarını kestiklerini yüzlerine kömür karası sürdüklerini belki 10.cu defa dinlerken senaryoyu hazırlayan senaristin de annem olduğunu anlatmadan geçemem annem Girit den geldiği için Elenika denilen Yunancayı Giritlice den daha iyi bilirmiş .babam bu kısa açıklamayı yaptıktan sonra anlatmaya kaldığı yerden devam ederek bütün hayvanlarını ölmesinler diye başı boş bırakıldığını bu arada ateşe verilen kasabadan canlarını kurtarmak için bamya tarlalarına saklandıklarını anlatırken yine gözlerinin dolduğunu ve ağlamamak için kendini zor tuttuğunu anlatmama gerek yok gözleri yemyeşildi gözlerinden yaşlar akarken anlattığı amcakızını domdom kurşunu ile vurmuştular oracıkta ruhunu teslim eti diye anlatırken gözlerinde tarifsiz bir öfke anlatılmaz acılarla dolu bir görünümde olurdu her seferinde .
bu bildik bir ibadet töreni merasimi gibi anlatılan öyküleri o kadar sıklıkta dinler oldum ki bu bende adeta kişilik değişmesi yapmaya rüyalarım da bile olayın anlatılan bölümlerinin değişik versiyonlarını görmeme yol açar oldu zaman zaman sıkıntılar içinde anlatılan öyküyü rüyasında gören biri oldum çıktım babam o günden sonra ısrarlarımı kırmayarak öykünün diğer kısımlarınını isteğim üzerine tekrar tekrar anlatır oldu anlatırken ses tonunun uğradıgı degişiklikler onun bile anlatırken aynı heyecanı duyduğunun birer kanıtı oldu
bu arada ilginç bir anımı da bu arada anlatmak isterim günlerden bir cumartesi yine böyle bir tören sonucu eve birlikte gelinmiş harçlıklar alınarak günde üç film oynatan sinemaya gidilmişti buradan dönüşte akşam yemeği için gerekli alışverişleri yapan babamın eksik aldığı bir şeyi tamamlamak için bakkala gönderilmeme itiraz edince olay basitce pedagojik olarak bir güç gösterisine dönüşünce nasıl olduysa babamızdan hiç beklemediğimiz bir ceza şekli ile karşılaştık altı ay süre ile hiçbir şekilde sinemaya gitmeyecektik bu şimdi anlamsız ve yanlış bir ceza görülse dahi oyıllar bizlere cok anlamlı gelen aksini hiç düşünmediğimiz bir güç gösterme şekli oldu bizler ağabeyim ve ben bu süreç içinde babamın sinema yöneticilerini de işin içerişıne sokulması sonucu altı ay sinemaya gidemedik bu meyanda mahallenin yaşllarının araya girmeleri konuyu hiç değiştirmedi cezanın bittiği gün ailenin bütün fertleri bir seramonik törende bir araya gelip babamın hazırladığı bir yemek ziyafeti ve akşam ailenin topyekün gittiği bir dram filmi ve karşılıklı dökülen göz yaşları ve filmin sonundaki bölüme alkış tutarakfilmi kutlayan çetingül ailesitipik bir ege kasabası değildi tire osmanlının kültür mirasının depolandığı insanları garip bir gururla biz son osmanlılarız diyecek kadar her secimde muhafazakar partileri yürekten destekleyen çevresine göre kendini sanki son osmanlı gibi gören kendine özgü yaşayan daima aristokrat yaradılışlı insanların memleketi her türlü milli bayram törenlerinin bir karnaval edasıyla kutlandığı EFENDİ yani beyaz türklerin payitahtı yeşil tire

nazife çetingül (kapkın) kısaca o nun hikayesi bölüm 1
23 Mart 2012 Cuma, 17:04 itibariyle Ali Müfit Çetingül
o sığınaga kapanıp içimi acıtan onun hikayesini anlatacağım .bunu belki biraz uzun bazen de kısa zaman aralıklarında anlık olarak anlatmak istiyorum . 27 temmuzda kaybettim onu .yanına gömüleni de79 senesi 27 haziranında şimdi aynı toprakta yan yana yatıyorlar . beni toplumla barıştıran iki iyi insanı kim olduklarını şimdilik açıklamam gereksiz ama onları anlattığım satırlarda tahammül edip okuyanlar olursa bu toplumun aslında ne kadar değiştiğini görecekler .
aralarında sadece birer yaş olan osmanlı nın son vatandaşlarından 1916 doğumlu belkide yaşıt, uzaktan akraba izmir doğumlu iki güzide insanı .
1916 yılları onların anlatılarıyla her ikisinin aileleri giritten muhacır olarak gelmişler eski adı simirna ve onun buğulu karşısı kordelya ya yani şimdiki adları izmir ve karşıyakaya .birilerinin lakapları pülümüstakiler diğerlerinin ki girit mutasarrıfı ismini ve işte ben izin verirseniz bu iki kişiyle birlikte onları anlatarak içimi boşaltarak huzura ermeliyim
oğulları ..... ozamanın nüfus yapıları gereği bu iki aile birbirlerine çok yakın akrabalara sahip .
bu iki kişiyi hergün dizi gibi anlatmak istiyorum . çünkü onların hayatı ile ilgili o kadar güzek anılarım varki bunlar aynı zamanda cumhuriyetin badireleri gibi gerceklerle dopdolu onları okuyan yada okumaya zorlanan herkes birazda kendini bulacak sorunlarına kafa yormaya çalıştıgı bir girdabın içinde bocalayan bu güzel topraklarda yaşanmış gercek fedakarlık yıllarının öykülerini.
yer tire sene 1957 bir cumartesi günü okulun müdürü öğrencilerini her zamanki heyecanı ile istiklal marşı törenleri için toplamış hava biraz sogukça öğrencilerin üşümelerine de içi elvermediği için küçük sınıfları hafta tatiline çıkarmaları içinsınıf öğretmenlerini başıyla onayladıktan sonra bizlerden 5 kişilik bir dinleyici grubu oluşturarak baş öğretmen odasına çıkarıyor ve kafasındakileri yaşarken ki heyecanı ileyavaşca anlatmaya başlıyor

12 Şubat 2020 Çarşamba

ÇİMENTAŞ ..
Altı ay geçmek bilmedi yapacak şeyler birikti heyecanlar dorukta ve ben sonunda kendimi İzmir in efsane çimento fabrikasında kontrol mühendisi olarak buldum .
Görevim yapılan yeni döner fırın imalatlarının Danimarka firmasının projeleri doğrultusunda uygunluğunu denetleyerek yerli firmalardan alınan hizmetin projeye uygunluğunu kontrol etmekti .
İlk günden itibaren işime aşkla sarıldım ve işsiz geçen altı ayın acısını çıkarırcasına deliler gibi çalışıyorum.
Kamyonlar doluşu çelik imalat geliyor ben elimde projeler
ölçü aletleri malzemeler kamyonlardan ve de tırlardan inmeden saatlerce imalatın boyutlarını verilen yapım detaylarına uygunluğunu ve de ağırlıklarını velhasıl tüm yapım aşamalarını denetliyor imalatı kabul veya reddediyorum.
Beni işe alan fabrikanın tek yetkilisi.... bey akrabam da olduğu için ona laf getirtmemek uğruna adeta deliler gibi çalışıyorum.
işe başladığımda fabrika genel müdürünün emekli bir deniz subayı olduğunu ve de çok ters birisi olduğunu söylemişti
yakınım aman onunla ters düşme demeyi de ihmal etmemişti
İkilem içindeyim ters düşmemek ve de görevimi gereği gibi yapamamak gelen kamyonlardan ilkini geri çevirdim tonaj ve resim içerikleri tutmuyordu ve de ben buna vicdanen kanaat getirdiğim için uygun değil yazısı ile geri gönderdim
Akabinde kendimi genel müdür odasında buldum çay ikramı ve ufak yollu imalar
Aradan üç hafta geçti ve gelen yeni imalatlarda teslim tutanaklarında aynı kamyonun kantara ikişer defa girip ağırlık suiistimali yaptığını ve işletme aleyhine fazla ağırlık bildirerek suiistimal yaptığını fark ettiğimde de terddüt etmeden tutanak tutup bir nüshasını da gereğinin yapılması için şirketin o zamanki murahhas azası olan yakınıma göndererek isterse beni işten çıkararak bu hoş olmayan durumu idari olarak yönetmesini gerekirse beni feda edebileceğini bildirdim .
Farklı bir durum olmuştu döner fırın ayaklarında ismi konulan genel müdürün isminin silindiğini benim de görevimin değiştirildiğini ve de teknik resim de dahil olmak üzere fabrikada yapılan imalatların sorumluluğuna getirildiğimi ve de maaşımın arttırıldığını bildiren bir yazıyı okuduğumda sevinemedim zira ben kimsenin işi ile ve kişiliği ile oynamamış sadece bana verilen görevi yapmaya çalışmıştım [ara açıklama sonraları kamyonları kantara ikişer defa girerek imalatın fazla ağırlık neticesi fazla para ödenmesi işlerinin düzene girdiğini ve buna benim titizliğimin neden olduğunu kuşlar bana söylediler]
Farklı bir durum oldu ben kendimi bizzat imalatın içinde buldum ve büyük çimento silolarının atölyede yapılması konusunda ben bu işi yapabilirim diyerek işin dışarıda fahiş fiyatla yaptırılmasına engel olarak ilk örneğini vede hayatımda ilk kez bizzat imalatı yöneterek başardım en az fireyle ve de en az işçi ile bizzat bende işte çalışarak İ.T.Ü de stajlarda öğretilen kaynak yapma becerimi de geliştirerek .
Tek kötü yanı her gün bekar evimde beyaz gömleklerimi teker teker yıkayıp bu çalışmada oluşan kaynak kirliliği ve çimento fabrikasının insanı tanınmaz hale getiren toz ve kirliliğin izlerini yok etmek için gece de mesai harcamam olmuştu ama her şeyden öte hayatımdan memnundum.
Bu arada imalat devam ederken silo inşatlarında kayar kalıp sistemi ile yapılan betonarme inşaatta sigar izmaritinin çıkardığı yangına müdahale eden itfaiye ekibini yönlendiren Belediye başkanı İhsan alyanaktan hortumu alıp yangına itfaiye görevlilerine yol gösterişim ve belediye başkanının da takdir dolu sözleri beni gururlandırmıştı ve ben o gün kendi fabrikası yanan bir iş sahibinin üzüntüsünü tadan bir haleti ruhiye içerisinde idim yangın gene olsa ve ben gene nerede olsam o davranışı göstermekten asla geri kalmazdım bu bize İ.T.Üde öğretilen vatan sevgisi bilincinin bir tezahürü idi

8 Şubat 2020 Cumartesi

ÇETİN TATAR Nurlar içinde yat sevgili arkadaşım


Dolmabahçe  Sarayını İ.T.Ü den seyretmek en büyük zevkim olmuştu .
İnsanın başını sokacak bir yeri yetecek kadar parası ve de idealleri olunca artık benim yaşamım belirli bir düzene girmiş dersleri dikkatlice takip eden notlar alan tanıştığı arkadaşları ile sohpetler edebilen kısacası gerçek kimliğime dönen bir kişi olup çıktım
Bu arada tipik İzmirli tavırlarını da sergilemekten asla geri kalmadan  bu konuyu kısaca açıklamam gerekir İstanbul da o yıllar hiçbir öğrenci yurdu veya buluşabilecekleri bir dernekleri veya gittikleri bir çay ocakları bile yoktu  .
Günümüzde de bildiğim kadarı ile yok . Bunun nedenini araştırdığımda İzmirlilerin aşırı temkinliliği olduğu kanısına vardım ve de şu genellemeyi yapar oldum .
İzmirliler kolay kolay özellerini çevrelerine açmaktan hoşlanmazlar ve bu en az bir yıl kadar sürer
Arkadaşlıklarda onlar için güven ön planda olur.
Bu kısa açıklamadan sonra rahmetli Çetini yolda gördüğümde gömleklerimi yıkatıp kolacıdan alacağım dediğinde önce bir anlam verememiştim  sınıfın ender  kişilerinden biriydi daima dersler hakkında konuşur ve içtiği yeni harman sigarasının hakkını verir ve daima kaliteli espiriler ve konuşmalar yapardı sonraları babasının Ege üniversitesinde öğretim görevlisi gibi bir duyum almıştım ve lise öğrenimini Fransızca eğitim veren bir kolej de bitirmişti kısacası her şeyi ile benden 100 gömlek üstün bir konumda idi ve daima Tufan Aksüt Erdal Döker ile beraber İzmirli dayanışması sergilerlerdi ve ben aralarına dahil olduğumda konuşmaları özel ise kısa keserler ve konu değiştirirlerdi sonraları İzmirli temkinliliğinin onlarda had safhaya ulaştığını ve beni bile yabancı görecek kadar temkinli davrandıkları kanaatine ulaştım.
Bir sömestir dönüşü her nedense Bursa üzerinden değil Trakya üzerinden geri dönüyorum yollar kardan kapanmış birden otobüs yan yattı ve yoldan çıktı
Yani kısacası ben karda ve tipide yan yatan otobüsten çıkamadan otobüs yağan karlarla birlikte kar altında kaldık
Tesadüfe bakın onu görünceye kadar Çetini de aynı otobüste olduğunu fark etmemiştim  büyük ihtimal oda beni.
Son anda meşaleler bağırışmalar ve de donmak üzereyken yetişen köylüler ve bizleri adeta sürükleyerek götüren köylüler
Önümüze konan acılı bir çorba ve ikram edilen sarma sigaralar  işte o anda göz göze geldik be içimizin ısındığı bir an oldu ve sonradan köye ulaşan askerlerin yolda kalan diğer arabaları da kurtardıkları bilgisi idi
Bu felaket bizi bir kez daha iyice kaynaştırdı ve ben onu hep örnek bir öğrenci olarak daima gözlemledim  ve başarılarını hep gıpta ile takip ettim ta ki beyi tümöründen öldüğünü duyana kadar benim için örnek olarak alıdığım ender arkadaşlarımdan biri idi nurlar içinde yat sevgili arkadaşım


7 Şubat 2020 Cuma

İSTANBUL TAŞI TOPRAĞI ALTIN

Ülker Sokak …. apartmanı  bir pazar sabahı soğuk bir kış günü camların  soğuktan dışarısı görünmeyen kar dolu pencere kenarlarını temizleyip tekrar benim olan kısmına dönüp üzerimde battaniye üşümemek için sarılı bir vaziyette camdan dışarısını seyrediyorum 
Evde benden başka kimsecikler yok kapı çaldı açtım tanımadığım iki kişi birazda alkol kokan iki kiş
akabinde birbirlerine dönerek yanlış kata çıktık diyerek bir alt kata indiler ve ben de kapıyı kapatarak içeri girdim sonraki günlerde aynı yanlış  kapı çalmalar devam edince ev arkadaşlarımdan durumu öğrendim ve beni gülme krizi tuttu .
Oturduğumuz apartmanın bizim katı dışındaki daireleri tabiri caiz adeta bir para makinesi gibi çalışıyor gönül eylendirmeye gelen çapkın erkekler katları ziyaret ederek tomar tomar paralar saçıyorlar açıkçası apartman apartman değil adeta bir genel ev gibi çalışan bir konumda idi ve ben garip esterin başına bu da gelecek ve bunu artık sorulduğunda gülerek anlatacaktım ...
Ülker sokak o yıllarda adeta bir Amerikan filmlerindeki gibi hareketli ve  silahların patladığı kavgaların olduğu bir konumda idi.
İzmirdeki akrabalarımın yanında el bebek gül bebek liseyi okuyan ben birden İstanbulun en berbat yüzüyle karşılaşan ben derin analizlere girerek durumu kendimce yorumlamaya ve tabidir ki yavrularını sırf okumak için İstanbul a gönderen aileme bunu açıklamadan yıllar sonra bile bozulmuşluğun kokuşmuşluğun ve sınıflar arasındaki uçurumun derin izlerini bizzat yaşayarak erken yaşta olgunlaşmaya başladım 
Artık ben anlatılanların sadece masal olduğunu ve acı gerçeklerin sadece yaşanarak öğrenilebildiğini anlar olmuştum ..
İstanbul dışarıdan büyülü bir masal kenti ama içerisine girildiğinde dik durmasını bilmeyenleri içerisinde yok edecek derin ahlaki çöküntülerin yaşandığı tipik bir insan öğüten bir canavar şehirdi
Gündüzleri binlerce insanın akın ettiği İstiklal caddesi akşamları hayat kadınlarının travestilerin ve bilimum kötülüklerin pazarlandığı bir açık pazar konumunda idi.
Günlerden cumartesi bozulan pantolon fermuarımı onartmak için önceden gördüğüm yanyana birçok  terzi tabelasının bulunduğu semti de unutmam mümkün değil şişliye doğru yürüyorum ve terzi yazan tabelalı dükkanlardan birine girdim ve birden çok naif bir ses tonuyla konuşan görevli ölçülerin üst katta alınacağını söyleyerek beni üst kata yönlendirdi  anlam verememiştim yeni elbise de diktirmiyordum….
Üst kata çıktığımda yarı çıplak bayanlar koçum gel senin ölçünü alalım diyerek beni paylaşamıyorlardı ..
Girmemle binadan ayrılmam bir olmuştu demek ki İstanbul taşı toprağı altın olan bir kentimiz olmaya o zamanlardan namzet olmaya başlamış tıbunu ilk farkedenlerden biri de bu garip kulunuz namı diğer ESTER olmuştu...
  

4 Şubat 2020 Salı

İstanbul bekle seni yeneceğim....


Yatacak yerim karnımı doyuracak param çevremi inceleyecek merakım ve de kısacası yaşama bağlılığım yeniden yerine geldiğinden beri ben artık bambaşka bir insan olmuştum  .
Arkadaşlarım espiri yapabileceğim dostluklar kurabileceğim kısacası beni ben yapan özelliklerim geri dönünce kendimi silahlarını kuşanmış bekle İştanbul Ester geliyor diye nara atmışım ve saatim olmadığı için gecenin geç saatleri olduğunu alt kattan gelen tıklamalardan anlamıştım ve de gürültü etmemeye dikkat ederek yarın teslim edilecekteknik resim ödevini yapmaya koyuldum 
İlk ödev eğik teknik yazıyla bir alıştırma ve ben bunu özenle yapıp ertesi günü derse yetiştirmenin verdiği coşku ile okula gittim .derse girmemle bitiş anındaki yüz hatlarım değişmişti teknik resim hocası elindeki kırmızı kalemle yaptığım ödevi tamamen kırmızıya boyamıştı
Yeniden yaptım ve haftaya tekrar gösterdim yine aynı bakış ve tekrar kırmızı red işareti
üçüncü yapışım ve her seferinde harcanan paralar ve başarısızlık 
Dördüncü gösterişim ve sıkılmış ve kararlı bir karşı duruş kırmızıyı yemeden hocanın elini tutarak siyah kurşun kalemi uzatarak yanlışları kurşun kalemle işaretlemesini rica ettim ve yeniözel kağıt alacak paramın olmadığını ancak bunu şilerek istenilen değişiklikleri yapabileceğini söyledim ve de 
gülümseyerek işte senden beklediğim tepkiyi aldım sadece hırsını dizginleyebilmek için kırmızı ile çizmiştim diyebildi ama ben sonuca ulaşmıştım.
İ.T.Ü beni ben de onu tanımaya ve artık bir kişiliğimin olduğunu ve öyle kolayca örselenemiyeceğini 
kabul ettirmiş oldum .

3 Şubat 2020 Pazartesi

Huzurlu bir pazar sabahı

Oldukça soğuk bir İstanbul pazar günü çevremizi tanıyalım dersi ben sıkıca giyinmiş vaziyette kiralık odamın olduğu apartmandan inerken pek de hoşnut kalmadığım insan tipleri ile selamlaşmak zorunda kalmıştım ve gözlemleme tutkum bu tiplerin pek de makbul insanlar olmadığı konusunda beni şüphelere sevk etmişti. Ülker sokaktan çevremi gözlemleyerek taksime doğru yola koyuldum. Etrafımda muazzam bir insan kalabalığı ben kendimi kaptırıp Tünele oradan yürüyerek Galata kulesine ve sanki İstanbulu çok biliyormuşumda güvenle Eminönüne kadar yürüyüp Galata köprüsünde balık ekmek yiyenleri seyredip gene standart menüm simite talim ederek Gümüşsuyu yokuşundan çıkıp eski İnönü statyumu önündeki yeşilliklerde oturarak boğazı seyredip ilk İstanbul gezimi tamamladım . Eski öz güvenim yerine gelmişti insanın kafasını sokacağı bir yeri mutlaka olmalı diye bilgece bir espiriyi de gülümseyerek patlatıverdim delimiyim nedir kendi kendime espiri yapıp kendim gülümsüyorum . Yorgunluktan bitkin halde sekiz saatlik gezimin sonunda demlediğim çay ile mutlu ve kendine ve odasına kavuşmuş bir kumandan edası ileyorgun bir vaziyette uyuyakalmışım .. Oda kapımımın çalması ile uyandım ve ev sakinlerinden İzmirli İ.T.Ü Elektrik fakültesinde okuyan sonradan ailevi sebeplerle okula ara veren vede kısaca bu hikayemde ona yakıştırdığım ismi ile andığım çalışma manyağı Serkan [not işimler hayalidir] Serkan zengin bir ailenin el bebek gül bebek büyütülen ve de okumasi için her şeyi sağlanan sadece okumaya odaklı çevresi ile hiç bir sosyal bağı olmayan tabirimi mazur görün ot gibi bir adam derler ya öyle biriydi ama nedense o gün beni odamda ziyaret edip tanışma gereği duymuştu ben bütün günümü sokaklarda avare gezip dolaşırken anlatımına göre diferansiyel denklemler çalışmıştı sanki dünyayı yeniden dizayn edecek bir alim edası ile bir anda ondan etkilenerek soruverdim ve de garip cevabı beni hayretlere düşürmüştü benim yaşamımda daima ben lider olmalıyım ve sorunları ben çözmeliyim gibi büyük laflar eden biri izlenimi uyandırmıştı bende ve o gün ve takip eden günler onu hep derş çalışır vaziyette bulmuşumdur …. devam edecek